NetflixAnime Dizileri

Love Through a Prism

  • Kategori: Anime, Tarihi, Romantizm, Dram, Slice of Life
  • Yayın Tarihi: 15 Ocak 2026
  • Oyuncular (Seslendirme): Yuuki Kaji, Junichi Suwabe, Kouki Uchiyama, Atsumi Tanezaki
  • Dil: Japonca (Orijinal), İngilizce
  • Film Süresi: 24 Dakika (Bölüm Başına)
  • Yönetmen: Kazuto Nakazawa
  • Senarist: Yoko Kamio, Sakiho Fujii
  • Orijinal İsmi: Love Through a Prism
  • Platformlar:  Crunchyroll/Netflix

Love Through a Prism İncelemesi: Londra Sisi, Japon İnceliği ve Aristokrat Kaprisleri

2026 yılına “Merhaba” derken anime dünyası bize öyle bir hediye verdi ki, hem gözümüz gönlümüz açıldı hem de “Keşke 1900’lerde Londra’da yaşayıp sadece resim çizip dertlenseydim” dedirtti. 15 Ocak’ta yayın hayatına başlayan Love Through a Prism, adından da anlaşılacağı üzere aşkı ve hayatı bir prizmadan geçirip, tüm renklerine ayırarak önümüze seriyor.

Dizimag.com.tr olarak; yönetmen Kazuto Nakazawa’nın (Kill Bill‘in o efsane anime sekansını yapan adamdan bahsediyoruz!) estetik anlayışıyla, Yoko Kamio’nun (Hana Yori Dango‘nun annesi!) drama yeteneğini birleştirdiği bu yapımı mercek altına aldık. Şimdiden uyaralım; bu seride kılıçlar, büyüler veya dünyayı kurtaran robotlar yok. Ama ne var? Bolca sanat, yanlış anlaşılmalar, sosyal sınıf farkları ve Junichi Suwabe’nin o kadife sesiyle eriyen kulaklar var.

Konusu: Fırça Darbeleriyle Yazılan Bir Kader

Hikayemiz, 1900’lerin başında, Sanayi Devrimi’nin dumanı ile sanatın ışıltısının birbirine karıştığı Londra’da geçiyor. Japonya’dan sanat eğitimi almak, Batı tekniğini öğrenmek ve belki de kendini bulmak için şehre gelen genç, yetenekli ve doğal olarak biraz “kaybolmuş” bir öğrencimiz var. Bu genç, cebinde fırçaları ve kalbinde umutlarıyla geldiği bu devasa şehirde, kendini bir anda aristokrasinin göbeğinde buluyor.

Sanatın evrensel dili sayesinde, Londra sosyetesinin yetenekli, zengin ama muhtemelen “kimse beni anlamıyor” triplerindeki genç bir aristokratıyla yolları kesişiyor. Dizi; Doğu’nun dingin estetiği ile Batı’nın gösterişli ama soğuk sanat anlayışının çarpışmasını, bu iki gencin üzerinden anlatıyor. Sosyal statü farkları, kültürel çatışmalar ve “sanat ne içindir?” sorusu etrafında dönen, naif ama bir o kadar da tutkulu bir hikaye. Tabii işin içinde Yoko Kamio varsa, o prizmanın içinden sadece ışık değil, bolca aşk üçgeni ve duygusal gerilim de geçecektir, hazırlıklı olun!

Karakter Analizleri: Seslendirme Kadrosu Şampiyonlar Ligi Gibi!

Bu animenin en büyük kozu, şüphesiz karakterlere hayat veren seslendirme (Seiyuu) kadrosu. Karakterleri henüz isimleriyle değil ama sesleriyle ve arketipleriyle tanıyalım:

Japon Sanat Öğrencisi (Yuuki Kaji)

Başkarakterimiz. Eren Yeager (Attack on Titan) olarak dünyayı yakıp yıkan Yuuki Kaji, burada fırçasıyla dünyalar yaratıyor. Muhtemelen saf, idealist ve Londra’nın griliğinde parlayan bir güneş gibi. Kaji’nin o kırılgan ama kararlı ses tonu, karakterin gurbetteki yalnızlığını ve sanata olan tutkusunu mükemmel yansıtıyor. O, bu hikayenin “masumiyet” tarafı.

Genç Aristokrat (Junichi Suwabe)

İşte zurnanın zırt dediği, kalplerin pır pır ettiği yer. Junichi Suwabe (Jujutsu Kaisen – Sukuna, Yuri!!! on Ice – Victor) yine karizmanın vücut bulmuş hali. Zengin, yetenekli, muhtemelen biraz ukala ama içinde fırtınalar kopan İngiliz soylusu. Suwabe o kadar iyi bir seçim ki, adam sadece “Good morning” dese bile soyluluk unvanı alıyorsunuz. Karakterin o mesafeli duruşunun altındaki sıcaklığı sesiyle veriyor.

Gizemli Dost/Rakip (Kouki Uchiyama)

Kouki Uchiyama (Haikyuu – Tsukishima) genelde sessiz, sakin ve biraz iğneleyici karakterlerin sesidir. Burada da muhtemelen ana ikilimizin arasındaki dengeyi bozan (veya sağlayan), entelektüel ve gözlemci bir karakteri canlandırıyor. Onun olduğu sahnelerde kalite ve gerilim artıyor.

Diğer Renkler (Atsumi Tanezaki, Megumi Han)

Spy x Family‘nin Anya’sı Atsumi Tanezaki ve Hunter x Hunter‘ın Gon’u Megumi Han da kadroda. Bu da demek oluyor ki, hikaye sadece iki erkek arasında geçmiyor; güçlü kadın karakterler, sanat eleştirmenleri veya sosyetenin dedikoducu dükşesleri hikayeye renk katıyor.

Görsel Şölen ve Yönetmenlik

Kazuto Nakazawa bir yönetmen olarak “stil” demektir. Love Through a Prism, adı gibi ışık oyunlarıyla dolu. Londra’nın o puslu havasını, yağmurun kaldırım taşlarına vuruşunu ve en önemlisi, karakterlerin çizdiği tabloları o kadar detaylı izliyoruz ki, ekranı durdurup duvar kağıdı yapmak istiyorsunuz. Renk paleti, karakterlerin ruh haline göre değişiyor; hüzünlüyken gri ve mavi, umutluyken sıcak sarılar ve turuncular…

Müzik ve Atmosfer: Çayınızı Soğutmayın

Dizinin müzikleri, dönemin ruhuna uygun klasik parçalarla modern melodilerin harmanlanmasıyla oluşuyor. Keman sesleri, piyano tınıları ve arka planda sürekli duyulan o melankolik Londra yağmuru… İzlerken yanınızda Earl Grey çayınızın ve scone kurabiyenizin olması atmosferi tamamlayacaktır. (Scone yoksa pötibör bisküvi de olur, biz bizeyiz).

Neden İzlemelisiniz?

  1. Görsel Kalite: MAPPA veya Production I.G kalitesinde (stüdyo bilgisi netleşmese de yönetmenden belli) bir işçilik var.

  2. Seiyuu Kadrosu: Bu kadroyu bir araya getirmek büyük başarı. Kulaklarınız bayram edecek.

  3. Senaryo Derinliği: Sadece “aşık oldum” hikayesi değil; sanat tarihi, 1900’ler Avrupası ve Japonya’nın dışa açılma dönemine dair harika detaylar var.

  4. Duygusal Detoks: Aksiyondan yorulan bünyeler için ilaç gibi bir sakinlik ve derinlik.

Unutulmaz Replikler (Tahmini ve Fragmandan Sızanlar)

Aristokrat (Suwabe): “Senin gözlerin, Londra’nın hiç görmediği bir gökyüzü mavisi. Benim tuvalimde eksik olan tek renk bu.”

Öğrenci (Kaji): “Işık, karanlığın içinden geçerken kırılır ve renklere ayrılır. Belki de acı çekmek, ruhumuzun renklerini ortaya çıkarmak içindir.”

Rakip (Uchiyama): “Sanat, gerçeği söyleyen bir yalandır. Ama siz ikiniz, yalanın içinde gerçeği arıyorsunuz.”

Dizimag Editör Yorumu: Prizmanın Öteki Tarafı

Love Through a Prism, 2026’nın en şık açılışlarından biri. Yoko Kamio’nun Boys Over Flowers‘taki o “zengin oğlan-fakir kız” dinamiğini alıp, çok daha olgun, sanatsal ve tarihi bir zemine, bu sefer “kültür çatışması” ekseninde oturttuğunu görüyoruz.

Eğer Moriarty the Patriot‘ın estetiğini, Blue Period‘un sanat tutkusunu ve Violet Evergarden‘ın duygusallığını seviyorsanız, bu dizi tam sizlik. Hafta sonu battaniyenin altına girin, bu görsel şölenin tadını çıkarın. Sadece mendillerinizi hazırlayın, çünkü keman sesi girdiğinde ve Kaji ağlamaya başladığında işler duygusallaşacak!

İyi seyirler, sanatla kalın!

Bir yanıt yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu