The 100

- Kategori: Bilim Kurgu, Dram, Gizem, Aksiyon, Post-Apokaliptik
- Yayın Tarihi: 2014 – 2020 (7 Sezon)
- Oyuncular: Eliza Taylor, Bob Morley, Marie Avgeropoulos, Lindsey Morgan, Richard Harmon
- Dil: İngilizce (Orijinal), Türkçe Dublaj/Altyazı
- Film Süresi: 43 Dakika (Bölüm Başına – Toplam 100 Bölüm)
- Yönetmen: Jason Rothenberg (Yaratıcı), Dean White ve diğerleri
- Senarist: Jason Rothenberg, Kass Morgan (Kitap Yazarı)
- Orijinal İsmi: The 100
- Platformlar: Netflix
The 100 İncelemesi: Ergen Draması Diye Açtık, Soykırım Belgeseli Çıktı!
Dünyanın sonu gelmiş, radyasyon her yeri yakıp yıkmış ve insanlığın son kırıntıları uzayda teneke bir kutunun (The Ark) içinde dönüp duruyor. Peki, bu teneke kutunun oksijeni bitince ne yaparsınız? Tabii ki 18 yaş altı 100 adet sabıka kaydı kabarık genci, “Gidin bakın bakalım aşağısı yaşanabilir mi, yoksa radyasyondan eriyip gidecek misiniz?” diyerek dünyaya fırlatırsınız.
The 100, 2014 yılında CW kanalında başladığında herkes onu “Uzayda geçen Gossip Girl” sanmıştı. Ama dizi, bize öyle bir sağ kroşe vurdu ki, kendimizi kabile savaşlarının, yapay zeka istilalarının ve ahlaki ikilemlerin ortasında bulduk. Dizimag.com.tr olarak, Clarke’ın kaç kez “Bunu halkım için yaptım” diyerek birilerini harcadığını sayamadığımız bu 100 bölümlük serüveni masaya yatırıyoruz. Radyasyon kremlerinizi sürün, dünyaya iniş yapıyoruz!
The 100 Konusu: Uzaydan İnen 100 Bela
97 yıl önce nükleer bir savaş dünyayı yok etmiştir. Hayatta kalanlar, dünya yörüngesindeki 12 istasyonun birleşmesiyle oluşan “The Ark”ta yaşamaktadır. Ancak kaynaklar tükenmektedir ve liderler (Jaha ve tayfası), 100 genç mahkumu dünyaya “kobay” olarak göndermeye karar verir.
Gençler dünyaya indiklerinde, buranın ıssız bir cennet olduğunu düşünürler. “Oh ne güzel, ne öğretmen var ne polis!” diye sevinirken, ağaçların arasından bir mızrak uçar ve Jasper’ın göğsüne saplanır. Sürpriz! Dünyada yalnız değillerdir. Radyasyondan sağ kurtulan ve “Grounders” (Dünyalılar) denen savaşçı kabileler, dağlarda yaşayan teknolojik vampirler (Mountain Men) ve sonradan ortaya çıkacak daha nice manyak grupla hayatta kalma savaşı başlar. Dizi, “Hayatta kalmak için insanlığından ne kadar vazgeçebilirsin?” sorusunun 7 sezonluk cevabıdır.
Karakter Analizleri: Kimisi Lider Oldu, Kimisi Hamamböceği
The 100’ın en güçlü yanı, karakter gelişimleridir. İlk bölümde nefret ettiğiniz karaktere 3. sezonda aşık olabilir, 1. sezonda sevdiğiniz karakteri 5. sezonda boğmak isteyebilirsiniz.
Clarke Griffin (Eliza Taylor) – Nam-ı Diğer “Wanheda”
Dizinin ana karakteri, sarışın liderimiz. Clarke’ın süper gücü, eline geçen her türlü şalteri (lever) indirerek toplu katliam yapabilme potansiyelidir. Şaka bir yana, Clarke her zaman “imkansız seçimleri” yapmak zorunda kalan kişidir. Kimse elini kirletmek istemezken o dirseğine kadar kana batar. Bir noktadan sonra “Wanheda” (Ölüm Komutanı) lakabını alması boşuna değildir.
Bellamy Blake (Bob Morley)
İlk bölümde “Ben ne dersem o olur” diyen bencil bir zorba olarak tanıdığımız Bellamy, dizinin kalbine dönüşür. Clarke aklın sesiyse, Bellamy kalbin sesidir (çoğu zaman). Kardeşi Octavia için dünyayı yakar. Liderlik vasfı sonradan yüklenen, izleyicinin en çok bağ kurduğu karakterlerden biridir. (Final sezonundaki akıbeti hakkında konuşmak istemiyoruz, hala sinirliyiz.)
Octavia Blake (Marie Avgeropoulos) – “Blodreina”
İşte karakter gelişimi budur! Gemide “yerin altında” saklanarak büyüyen ürkek bir kızdan, yüzüne savaş boyaları sürüp kılıç sallayan acımasız bir savaşçıya dönüşümü muazzamdır. Bir dönem “Blodreina” (Kızıl Kraliçe) olup milleti gladyatör arenasına soksa da, Octavia dizinin en “badass” karakteridir. “Biz Dünyalıyız!” (We are Grounders) diye bağırdığı sahne hala tüylerimizi diken diken eder.
John Murphy (Richard Harmon) – Hamamböceği
Bu adamı anlatmaya kelimeler yetmez. İlk sezonda “Keşke ölse” dediğimiz Murphy, serinin sonunda “Murphy ölürse diziyi bırakırım” dediğimiz bir efsaneye dönüştü. O bir “hamamböceği”dir; nükleer bomba da atılsa, dünya da yansa Murphy bir yolunu bulur ve hayatta kalır. Ahlaki pusulası bozuktur ama dürüsttür.
Raven Reyes (Lindsey Morgan)
Dizinin beyni. Uzay gemisi mi yapılacak? Raven yapar. Nükleer reaktör mü tamir edilecek? Raven halleder. Bacağı sakatlandı, beynine çip takıldı, türlü işkenceler gördü ama kızımız “banamısın” demedi. Clarke insanları yönetirken, Raven olmasaydı hepsi 1. sezonda ölmüştü.
Lexa (Alycia Debnam-Carey)
Az göründü ama öz göründü. Grounder’ların Komutanı (Heda). Clarke ile olan ilişkisi (Clexa) ve karizmatik liderliğiyle dizi tarihine geçti. “Love is weakness” (Aşk zayıflıktır) felsefesiyle başladığı yolu, trajik ama unutulmaz bir şekilde bitirdi.
Neden İzlemelisiniz? (Veya Neden Kendinize Bunu Yapmalısınız?)
-
Ahlaki İkilemler: Bu dizide “iyi adam” yok. Sadece “o an için daha az kötü olan” var. Karakterlerin hayatta kalmak için aldıkları kararlar sizi ekran başında terletecek. “Ben olsam ne yapardım?” sorusunu her bölüm soracaksınız.
-
Dünya İnşası (World Building): Grounder kültürü, dilleri (Trigedasleng), klan yapıları ve Mount Weather’ın distopik atmosferi inanılmaz detaylı işlenmiş.
-
Tempo: Dizi nadiren duraksar. Bir sorun çözülür çözülmez, gökten başka bir bela (bazen gerçek anlamda) düşer.
The 100’ın Mizahi Yanı: Şalteri İndir Clarke!
Diziyi izlerken fark edeceksiniz ki Clarke Griffin’in hobisi kol/şalter indirmektir. Bir kapıyı açmak için, bir şehri yok etmek için, bir uzay gemisini fırlatmak için… Clarke bir yerde bir kol görürse, o kol inecektir ve muhtemelen 300 kişi ölecektir.
Ayrıca dizideki yetişkinlerin (Abby, Kane, Jaha) gençlerden daha çocukça davranması da ayrı bir ironi konusudur. Jaha’nın 3. sezonda “Işık Şehri” diye tutturup millete zorla çip yedirmeye çalışması, “Dedem ilaçlarını almayı unuttu” tadında bir kaosa sürükler dünyayı.
Unutulmaz Replikler
Lexa: “Jus drein jus daun.” (Kan, kanı ister / Kanın bedeli kandır.)
Karakterlerin Ortak Vedası: “May we meet again.” (Tekrar buluşana dek.)
Octavia Blake: “You are Wonkru, or you are the enemy of Wonkru. Choose!” (Ya Tek-Klan’dansınız ya da Tek-Klan’ın düşmanısınız. Seçim yapın!)
Murphy: “Cehennemde görüşürüz… Tabi orası dolu değilse.”
Clarke: “I bear it so they don’t have to.” (Onlar yapmak zorunda kalmasın diye bu yükü ben taşıyorum.)
Bir Efsanenin Sonu
The 100, 7. sezonuyla (biraz tartışmalı ve felsefi bir finalle) ekranlara veda etti. “Transcendence” (Aşkınlık) kavramıyla bilim kurgunun dibine vursa da, 100 bölüm boyunca bize yaşattığı heyecan için teşekkürü hak ediyor.
Eğer mantık hatalarına çok takılmayan, karakter gelişimine önem veren ve “kıyamet sonrası hayatta kalma” temalı oyunları/filmleri seven biriyseniz, The 100 sizin için bir hazine. Ama uyarıyoruz; Clarke’ın kararlarına sinirlenip televizyona kumanda fırlatabilirsiniz.
Dizimag.com.tr editörleri olarak puanımız: Wanheda’nın indirdiği şalter sayısı kadar yüksek! İyi seyirler, tekrar buluşana dek.




